29 Aralık 2016 Perşembe

AHİLİK FONU İLE ESNAFA İŞSİZLİK MAAŞI



Esnafa işsizlik maaşı bağlanmasını sağlayacak Ahilik Fonu, 2017’de devreye girecek. İflas eden veya dükkânını kapatan esnaf fondan yararlanacak. Esnafın dükkânı açıkken para yatıracağı fona devlet de katkıda bulunacak


Bakanlar Kurulu’nun önceki gün yapılan toplantısında üzerinde bir süredir çalışılan Ahilik Fonu ele alındı. 2017 yılında devreye girmesi planlanan düzenleme ile esnafa işsizlik fonu oluşturulacak. İflas eden veya dükkânını kapatmak zorunda kalan esnaf, ekonomik durumunu düzeltip yeni bir işyeri açana kadar belli bir süre bu fondan yararlanabilecek. Devlet, işsizlik fonunda olduğu gibi bu fona da belli bir oranda katkı sağlayacak. Başbakan Binali Yıldırım başkanlığındaki bakanlar kurulunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Ahilik Fonu ile ilgili bir sunum yaptı. Sunumun ardından fonun kurulmasıyla ilgili müzakere yapıldı. Ahilik Fonu’na nihai şekli henüz verilmedi.
İŞTE FONUN ANA HATLARI:
- İŞ KURDUĞUNDA KESİLECEK:
Fon ile esnaf ve sanatkârlara tasarruf artırıcı bir mekanizma kurulacak. Ekonomik nedenlerle işyerini kapatmak zorunda kalan esnaf ve sanatkâr, fondan faydalanabilecek. Yeniden iş kurduğunda fondan yapılan ödeme kesilecek.
- 2017’DE BAŞLAYACAK:
Gümrük ve Ticaret ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarının üzerinde çalıştığı proje 2017 yılında hayata geçirilecek.
- DEVLET KATKISI:
Altyapısı tamamlanan Ahilik Fonu, İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun (İŞKUR) işsizlik fonunun bir benzeri olacak. Esnafın, dükkânı açıkken para yatırdığı fona devlet de belli oranda katkı sağlayacak.
- SAĞLIK HİZMETİ:
Fon sayesinde işyerini kapatan esnaf ve sanatkârlar hem sağlık hizmetlerinden faydalanacak hem de işsizlik maaşı alabilecek.
- TOPLU ÖDEME:
Ahilik Fonu’na katkı sağlayan ancak ihtiyacı olmadığı için fondan destek almayan esnaf belli bir ödeme süresi ve yaş kriterlerini yerine getirdiği takdirde bu parayı toplu olarak alabilecek.
Kaynak : HaberTürk

26 Aralık 2016 Pazartesi

Memur ve Memur Emeklilerine Yılbaşında İlave Maaş Artışı Var mı?


Kamu görevlilerinin aylık ücretlerine 2016 ve 2017 yıllarında ne kadar artış yapılacağı ile kamu çalışanlarının hangilerinin maaşına ne kadar ilave artış yapılacağı, 2015 yılında imzalanan Toplu Sözleşmede karara bağlanmıştı.

Mevcut belirlemelere göre, kamu görevlilerinin ve memur emeklilerinin aylık ücretlerine yılbaşında ilave artış yapılmayacak.

Kamu görevlileri hakkında 2017 yılı Ocak ayına ilişkin belirleme

Toplu Sözleşme hükümlerine göre, Devlet memurlarının aylık ücretlerini hesaplanmasında kullanılan katsayılar 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak %3 oranında artacak.

Ayrıca, 2016 yılı Aralık ayı tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) 2016 yılı Haziran ayı endeksine göre altı aylık değişim oranının %5’den fazla çıkması halinde, fazla çıkan kısım kadar enflasyon farkı zammı yapılacak. Ancak, son 5 aylık enflasyon rakamlarına bakıldığında, Ocak ayında enflasyon zammı yapılacağına ihtimal vermemekteyiz.

Öte yandan, asgari ücretin 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak artması durumunda, artış miktarına bağlı olarak Asgari Geçim İndirimi tutarlarında da artış olacak ve bu artış kamu görevlilerinin net maaşlarında artışa neden olacaktır. Bekar ve çocuksuz bir çalışan için AGİ artışının 5-10 TL aralığında olması bekleniyor.

Buna göre, başka bir düzenleme yapılmaması durumunda, 2017 yılı ilk altı ayı için kamu görevlilerinin aylık ücretlerine 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak sadece %3 artış yapılacak ve Ocak ayı maaşlarına AGİ artışından kaynaklı fark yansıyacak.

Memur emeklileri hakkında 2017 Ocak ayına ilişkin belirleme

Memur emeklilerinin aylık maaşlarının hesaplanmasında kullanılan “aylık katsayısı” ve “taban aylık katsayısı”, 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak %3 oranında artacak. Bu artış, emekli maaşlarının da sadece %3 oranında artması anlamına geliyor.

Ayrıca, 2016 yılı Aralık ayı tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) 2016 yılı Haziran ayı endeksine göre altı aylık değişim oranının %5’den fazla çıkması halinde, katsayılara fazla çıkan kısım kadar enflasyon farkı zammı yapılacak. Ancak, son 5 aylık enflasyon rakamlarına bakıldığında, Ocak ayında enflasyon zammı yapılacağına ihtimal vermemekteyiz.

Buna göre, başka bir düzenleme yapılmaması durumunda, 2017 yılı ilk altı ayı için memur emeklilerinin maaşlarına 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak sadece %3 artış yapılacak.


KAYNAK www.memurunyer.com

25 Aralık 2016 Pazar

İşsizlik mi, iş beğenmemek mi?




İki akademisyen Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve Doç. Dr. Kezban Çelik bu sorunun yanıtı için hem genç işsizlerle hem de işverenlerle görüşerek bir araştırmaya imza attı. Araştırmada ortaya çıkan bulgulardan öne çıkanı, işverenlerin gençlerden fedakârlık istediği. Genç işsizler ise, eğitimli olmalarının ciddiye alınmasını ve düzenli çalışma saati arayışında. İşverenler için kişilik özellikleri diplomadan önce geliyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı bir diğer gerçek de, işverenlerin zihinsel emeğe olan taleplerinin azlığı.


•"Kardeşlerimiz Ankara'ya geldiler. Ne dediler biliyor musunuz? Vasıflı eleman arıyorum ama bulamıyorum. Çünkü beyefendiler hanımefendiler kolay kolay iş beğenmiyorlar.” (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 Mayıs 2015 Trabzon konuşmasından)

•“Bu ülkede işsizlik var diyen, bir adım öne çıksın. Türkiye'deki sorun işsizlik değil, mesleksizlik ve iş beğenmeme sorunudur” Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Genel Başkanı Erkan Güral -17 Ekim 2014)

•Gençlerimiz, işsizlerimiz iş beğenmiyor. Çalışmak isteyen de masa başında çalışmak istiyor. Ancak zenginleşmek için daha çok kazanmak için Türkiye’nin daha çok üretmeye ihtiyacı var. Üretmek için de sanayide çalışacak elemana ihtiyacımız var. Lütfen iş ayrımı yapmayın. Şu genç yaşınızda enerjinizi, vaktinizi boşa harcamayın. Önce kendiniz için sonra ülkemiz için çalışın" (TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu – 8 Mayıs 2014)

Son iki yıl içinde başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere iş dünyasının bazı yöneticilerinin işsizlik üzerine söyledikleri bu şekilde. Söylediklerinin özeti; “İşsizlik yok, iş beğenmemek var.”


ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve 19 Mayıs Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Kezban Çelik bu konuyu araştırdı. Araştırmanın tam adı; “İşsizlik Yok, İş Beğenmeme var!: Farklı Aktörlerin Gözünden Genç İşsizliği Nedenlerini Anlamak”.
İki akademisyen, “İşsizlik yok, iş beğenmemek var” cümlesinin doğruluğunu araştırmak için, hem işverenlerle hem de genç işsizlerle görüştü.
Araştırmada Samsun’da aralarında 120 işçi çalıştıran, ürettiğini ihraç eden fabrika sahibiyle de, 7-8 işçi çalıştıran işletme sahibi ile de görüşülmüş. Doç. Dr. Çelik, görüştükleri işverenlerin yüzde 90'ının KOBİ olduğunu, bunun da Türkiye ortalamasına denk geldiğini söylüyor. Genç işsiz tarafındaysa aralarında üniversite mezunlarının çoğunlukta olduğu 15-25 yaş aralığındaki 20 erkek ve 20 kadın işsizle derinlemesine mülakatlar yapılmış.
Araştırmayı gerçekleştiren isimlerden Doç. Dr. Kezban Çelik ile işverenler ve genç işsizlerle yaptıkları görüşmeden elde ettikleri sonuçları konuştuk.
“Eğitimli gençler daha işsiz”
Araştırmanızda ne öğrenmeyi hedeflemiştiniz?
Türkiye, 2000’li yılların başından bu yana her ülkenin tarihinde bir kere yaşayabileceği demografik geçişi yaşadı. Türkiye, bu demografik geçişini tamamladı, kentlileşti, eğitim oranları artmaya başladı. Büyük bir genç nüfusla karşı karşıya kaldı. Türkiye nüfusunun yüzde 16,4’ü, 15-24 yaş aralığında. Bu, Avrupa’nın en genç nüfusu demek. Eğer ülkeler, tarihlerinde bir kere yaşadıkları bu demografiyi iyi kullanabilirlerse, yani genç nüfusu üretken kılabilirlerse, ülke kalkınması için büyük bir fayda sağlayabilirler. Eğer bu fırsatı değerlendiremezseniz, bu kez bu nüfus sıkıntı olarak karşınıza çıkıyor. Bu nedenle genç işsizlik konusu, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de önemli bir konu. Türkiye’de iş piyasasında şöyle bir genel söylem var; “Gençler iş beğenmiyorlar, rahat iş tercih ediyorlar, masa başı iş istiyorlar.” Bunun kısmen gerçeklik payı var. İşsizliğe baktığımızda, eğitimli gençlerin daha fazla işsiz olduğunu görüyoruz. Ancak genç işsizliğin bu kadar yüksek olmasını, sadece gençlerin iş beğenmemesi ile açıklayamayız diye düşündük ve araştırmaya karar verdik. Burada sadece gençlerin bakış açısına bakmayalım; İşverenler ne düşünüyor, "Gençler iş beğenmiyor?" söylemi nasıl üretildi, bunun nedenlerine bakalım dedik.
İşveren: “Hemen ücret sorulmamalı, sebatkâr olunmalı”
Önce işveren cephesine bakarsak, işverenler nasıl bir genç çalışan istiyor?


İşverenler diyor ki; “Burada işin nasıl yapıldığını ben biliyorum, bu işi ben kurdum, yapabileceğimin sınırlarını da biliyorum. Benim istediğim çalışan, buranın belirlenmiş işinde, benimle birlikte, benim kadar, hatta benden daha fazla çalışmalı, sorumlu olmalı, hemen ilk planda ücret sormamalı, sebatkâr olmalı. Ben ne yaptım, düşük ücretle çalıştım, işi öğrendim, para mara demedim. Onlar da gelecekler kaç lira demeyecekler, hafta sonu demeyecekler.”
İşverenler çalışanların haklarını değil sorumluluklarını önceliyor, hatırlatıyor. “Hak ettiğine inanırsam, veririm zaten” diyor. İşverenler gençlerden ilk planda fedakâr olmalarını istiyor.


Bu taleplere gençlerin yaklaşımı nasıl?
Gençler bu talepleri, sessiz olma, modern köle olma, çok çalışma gibi tanımlıyorlar. Gençler, eğitimlerine uygun iş arıyorlar. Çünkü onlara, Türkiye’de toplumsal katmanları yukarıya doğru tırmanmanın kabul edilmiş birinci yolu olarak “Okuyun” denmiş. Yukarı tırmanmak için eğitimden başka yol yok. Onlar da aldıkları eğitime uygun işler istiyorlar.

   
Bu eğitimli olma hali, diploma işverenler için önem taşımıyor mu?
Hizmet sektörü işverenleri, "Tabii ki üniversiteli ile çalışmak isterim, ama illâ ki üniversiteli olsun diye bir talebim yok” diyor. “Hatta üniversite mezunu çok istemiyorum, çünkü gözü dışarıda oluyor, kolayca gidiyor” yaklaşımı da var. “Ben burayı benimseyecek, bu işyerini fırsat olarak görecek insanlarla çalışmak istiyorum” diyor. İşverenler, çok fazla zihinsel emek talep etmiyorlar. Bunun dışında mütevazı, çalışmaya hazır, çabuk yorulmayacak, işi öğrenmek isteyecek, gerektiğinde fazla mesai çalışması yapabilecek, güler yüzlü, iyi niyetli, güvenilir, sorumluluk sahibi çalışan arıyorlar. Özellikle hizmet sektöründe işverenler eğitim, diploma üzerinden değil kişilik özellikleri üzerinden çalışan tanımlaması yapıyor. Bizim duygusal emek dediğimiz, “Her zaman müşteri haklıdır” diyen, gülümseyen çalışan arıyorlar. Bunlar birinci derece arananlar. Bunlardan sonra, “Diplomaları, sertifikaları olursa iyi olur” diyorlar. Talepleri zihinsel emeğe değil, duygusal emeğe.
“Gençler yaratıcı, enerjik, yeniliklere açık olma özelliklerini kullanmak istiyorlar”


Eğitimli yani üniversite mezunları genç işsizlerin aradıkları ne?
Gençler, eğitimlerine uygun iş istiyorlar. “Ben ilkokuldan bu yana test çözerek geldim, uzun eğitim aldım, üniversiteye girdim, eğitimime uygun iş arıyorum, başka bir şey de bilmiyorum” diyorlar. Gençler eğitimleri dışındaki işlere de açıklar aslında, ama sözlerine genellikle “Bildiğiniz gibi değil” diye başlayıp “Çalışma saatleri çok uzun, günde 11-12 saat çalışıyorsunuz, asgari ücret bile iyi ücret sayılıyor, bazen onu da vermiyorlar, haftanın 6 günü çalışmamız isteniyor. Hatta tek izin gününü hafta içi  kullandırma eğilimi var” diyorlar. Gençler, eğitimlerine, diplomalarına uygun, daha masa başı, daha zihinsel becerilerini kullanabilecekleri işler talep ediyorlar. Daha aşağıya da gelmeye razılar ama çalışma koşullarının düzeltilmesi ile razılar. Öncelikle eğitimlilik hallerinin tanınmasını istiyorlar. Bu kadar kıymetsiz hale getirilmesine içerliyorlar. Çalışma dünyasına baktığımızda da bunu talep edecek sınırlı bir çalışma dünyası var. Gençler yaratıcı, enerjik, yeniliklere açık olma özelliklerini kullanmak istiyorlar ama bunu nerede kullanacaklarını bilmiyorlar. İşverenler, onların bu söylemleriyle aynı fikirde değil. İşveren onlara, "12-13 saat çalışır mısın? Bunu 1000 TL’ye yapar mısın?" diye soruyor.
Gençlerin hepsi kesinlikle KPSS’ye (Kamu Personeli Seçme Sınavı) hazırlanıyor. Onların istedikleri işe karşılık gelecek iş, devlet işi. Neden devlet işi? Parası, saygınlığı değil. Bunlar da önemli ancak daha fazla düzenli bir yaşam planlaması için istiyorlar. Geleceği öngörülebilir, resmi tatilleri var, az çok da alacağın belli. Gençler sadece rahat iş istemiyorlar, istikrarlı bir iş istiyorlar. Gençlik dönemlerini artık sonlandırmak, kendi hayatlarını kurmak istiyorlar. Babalarından dolmuş parası istemekten incindiklerini söylüyorlar. Aile desteğinin inciticiliğini yaşıyorlar.
“Stratejik bir karar vermek gerekiyor”
Bütün bu tablo bize ne söylüyor? Bilim insanı gözünden baktığınızda çözüm, çıkış nerede? Genç işsizler ve işverenlere arsındaki bu farklı yaklaşımlar, nerede, nasıl birleşir?
Türkiye iş piyasasının genel dinamiğini dikkate almadan eğitimli genç işsizliği analiz edebilmemiz çok kolay gözükmüyor. Bizim nasıl bir iş piyasamız var, neler üretiyoruz, bunun içerisinde bizim zihinsel emeğe ne kadar ihtiyacımız var? Bu soruların cevaplarını iyi vermemiz gerekiyor. Yoksa da yoktur.


Diplomalı insana ihtiyaç duyan, yaratıcılığa, inovasyona dayalı üretim yapan ne kadar işverenimiz var? Bunu bilmemiz gerekiyor. 8-10 kişi çalıştırıp, bu küresel dünyada kendini ayakta tutmaya çalışan bir işverenin üzerine yıkamayacağımız kadar önemli bir konu bu. Bu işletmelerin büyümeleri gelişmeleri gerekiyor ve böyle bir kaynakları yok. Bu işletmeler yaratıcı, yenilikçi insana ihtiyaç duymuyorlar. Eğitimli gençler de aldıkları eğitimin kıymeti olsun istiyorlar. Hemen belirteyim bu diploma enflasyonu sadece Türkiye’nin sorunu değil. Bu kavramın üreticisi Fransa’dır. Küresel olarak diplomaların getirisi düşüyor. Şimdi burada stratejik bir karar vermek gerekiyor. Bir yumurta tavuk ilişkisi durumu var. Acaba önce gerçekten eğitime yatırım yapıp, eğitimli iş gücü ile bir kalkınma mı? Sorgulayan, eleştiren bir eğitim sürecinden geçireceğiz ki onlar böyle bir piyasa yapacaklar. Doğru olan da bu, ama buna çok inanmak ve bunun üzerine yatırım yapmak gerekiyor. Diğeri de iş piyasasını, işverenleri desteklemek, onları büyütmeye onları güçlü kılmaya, bu alanda rekabet edecek hale getirmek. Pompa üreten bir fabrikaya araştırma, geliştirme desteği verilirse o da diplomalı mühendis istihdam eder. İş piyasasını destekleyerek oranın, zihinsel emeğe olan gereksiniminin artırmak mı? Yoksa bütün enerjimizi eğitime vererek dünyayı algılayan eğitimli iş gücü üretmek mi?


Sorunumuz fazla sayıda diploma olması ama iş dünyasının da bu kadar diplomalıya ihtiyacı yok. Ben böyle diye eğitimden vazgeçilmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Bütün kalkınma göstergelerimiz eğitimle birlikte artıyor. Burası da ihmal edilmemeli. "Bizim bu kadar eğitimli iş gücüne ihtiyacımız yok, o zaman üniversiteleri azaltalım" bakışı da yanlış.


İki taraf da yapısal bir meseleyi bireysel açıklamalarla çözmeye çalışıyorlar. Bütün bunları, ne sadece gençlerin iş beğenmemesi ile ne de işverenlerin muazzam artmış beklentileri ile açıklayabiliriz. İki tarafın gerekçeleri de bireysel durum pozisyonlarını koydukları yer de yapısal aslında. İşveren diyor ki; “Bütün bu dünyanın içinde, ben ancak bu kadar yapabiliyorum onun için böylesine ihtiyacım var.” Genç de diyor ki; “Ben de böyle yapmak, böyle yaşamak istiyorum.” İki taraf da kendi pozisyonlarını gerekçelendirirken haklı ama suçlamada iki taraf da kolaycılığa kaçıyor. Genç, işvereni suçladığında buradan bir pay alamıyor, işveren de genci suçladığında buradan bir şey elde edemiyor.

İrfan Bozan-aljezeera

13 Aralık 2016 Salı

İŞÇİ ALIMINDA İKAMETGAH ŞARTI KALDIRILDI

İşçi alımlarında, ikametgah zorunluluğunu iptal eden Danıştay kararının detayı belli oldu.
Danıştay İDDK, bu şekildeki bir düzenlemeyi, çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olduğu için iptal etmiş.

T.C. 
DANIŞTAY
İdari Dava Daireleri Kurulu

Esas No : 2013/4868 Karar No : 2015/3642
Özeti :Anayasa'nın 13'üncü maddesi uyarınca, çalışma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın ancak yasayla yapılabileceği dikkate alındığında; kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli ve geçici işçi ihtiyaçlarının öncelikle yerel düzeyde karşılanmasına ilişkin dava konusu yönetmelikte yer alan düzenlemeler ile bu düzenlemeler uyarınca davacının ikamet ettiği il haricinde başka bir il kapsamında verilen işçi alımı ilanına yapüğı başvurunun reddine ilişkin işlemin, ikamet edilen ilin sınırları dışında başka il ve ilçeler düzeyinde verilen iş ilanlarına başvuruya engel oluşturması nedeniyle, çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olduğu hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava; Konya Bölge İdare Mahkemesinde 657 sayılı Kanun'un 4/C maddesi kapsamında geçici personel olarak görev yapan davacımn, Muğla YEAŞ Yeniköy Elektrik Üretim Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğüne elektrik teknisyeni olarak dört kişilik işçi alımına ilişkin duyuru üzerine Türkiye İş Kurumu Muğla İl Müdürlüğüne yaptığı başvurunun, ikamet adresinin bu ilan için uygun bulunmaması nedeniyle kabul edilmemesine ilişkin 01.10.2009 günlü, 730642 sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olan 09.08.2009 günlü, 27314 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.09.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarına İşçi Aknmasmda Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in "Kurumdan İşçi Talebinde Bulunma" başlıklı 6. maddesi ile "İşçi Talebinin İlanı ve İş Başvurusu" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Danıştay Onikinci Dairesi'nin 12.06.2013 günlü, E:2009/8346, K:2013/5103 sayılı kararıyla; kamu kurum ve kuruluşlarının işçi ihtiyaçlarının yerel düzeyde karşılanmasına öncelik verilmesinin, o bölgede yaşayan kişilerin öncelikle işe yerleştirilmesini ve işçinin yakın çevresinde bulunan bir işe yerleşme imkam bulunmakta iken, daha uzak yerlerde istihdam edilmesinin yaratacağı sıkıntıların önüne geçilmesini sağlayacak nitelikte olduğu, aksi uygulama yapılması halinde ikamet ettiği ilden ve ilçeden uzakta istihdam edilecek işçilerin, ilerleyen süreçte naklen atama, geçici görevlendirme gibi taleplerde bulunabileceği, bu durumun da hizmetin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini engelleyebileceği, yerel düzeyde taleplerin karşılanamaması halinde ulusal düzeyde ilana çıkılabileceği, davacımn ulusal düzeyde verilen ilana veya ikamet ettiği ilde verilen işçi alımı ilanlarına başvuruda bulunabileceği de dikkate alındığında, söz konusu düzenlemelerin eşitlik ilkesini ihlal edici bir yönünün de bulunmadığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ve bu hükümler dayanak alınarak davacının ikamet ettiği il haricinde başka bir il kapsamında verilen işçi alımı ilanına yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, anılan karann temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Dava konusu 09.08.2009 günlü, 27314 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.09.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren "Kamu Kurum ve Kuruluşlarına İşçi Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" in 6'ncı maddesinde; "(1) Kamu kurum ve kuruluşları işçi ihtiyaçlarım, iş kolu, meslek pozisyonu, öğrenim, iş tecrübesi, ücret, sosyal yardımlar gibi ayrıntılarla yazılı veya elektronik ortamda işçinin çalıştırılacağı işyerinin bulunduğu yerdeki Kurum il veya şube müdürlüğünden talep etmek ve 8'inci madde hükümleri saklı kalmak üzere Kurum il veya şube müdürlüğü tarafından gönderilenler arasından karşılamak zorundadır.
(2) Kurum il veya şube müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonucunda uygun olmadığına karar verilen talepler, noksanlıkları giderilmek veya düzeltilmek üzere iade edilir.
(3) Kamu kurum ve kuruluşları sürekli işçi taleplerini il düzeyinde, geçici işçi taleplerini ise il veya ilçe düzeyinde verirler.
(4) Ancak, 2'nci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendi saklı kalmak kaydıyla, sürekli işçi olarak istihdam edilecek müfettiş, kontrolör, denetmen, denetçi ve uzmanların yardımcı ve stajyerleri ile mühendis, aktüer ve hukuk müşaviri talepleri, işçinin istihdam edileceği ilin potansiyeli göz önünde bulundurularak, ulusal düzeyde de verilebilir.
(5) Kamu kurum ve kuruluşlarının il düzeyinde verilen sürekli veya geçici işçi taleplerinin karşılanamaması halinde ulusal düzeyde; ilçe düzeyinde verilen geçici işçi taleplerinin karşılanamaması halinde, önce il düzeyinde sonra ulusal düzeyde karşılanması yoluna gidilir" kuralına, 9. maddesinin 2. fıkrasında ise; "Talebin ilanından itibaren, adaylara en az on günlük başvuru süresi tanınır. Kamu kurum ve kuruluşlarının işgücü taleplerine yapılan başvurularda kişilerin Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminde kayıtlı olan adresleri dikkate alınır" kuralına yer verilerek; kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli ve geçici işçi ihtiyaçlarının öncelikle yerel düzeyde karşılanması yolunda düzenleme yapılmıştır.
Anayasa'nın "Çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlıklı 48. maddesinde, "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir..." denilmek suretiyle çalışma özgürlüğü güvenceye bağlanmıştır. Çalışma özgürlüğü, kişinin çalışıp çalışmama, çalışacağı işi ve yeri seçme ve çalıştığı işten ayrılma özgürlüğünü kapsamaktadır.
Anayasa'nın 48'inci maddesinde, çalışma özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.
Anayasa Mahkemesi kararlarında, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu; ayrıca, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile Devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda, bu hakkın Anayasa'da düzenlenen diğer hak ve özgürlükler veya Devlete yüklenen ödevlerle çatışması durumunda da sınırlandırılabilmesi mümkündür. Bununla birlikte Anayasa'nın 13'üncü maddesi uyarınca çalışma hakkına yönelik sınırlamalar ancak yasayla yapılabilir.
Olayda ise, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin, davacının ikamet ettiği ilin sınırları dışında başka il ve ilçeler düzeyinde verilen iş ilanlarına başvurusuna engel teşkil ettiği, bu kapsamda anılan hükümlerin davacının çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ve bu hükümlere dayanılarak tesis edilen dava konusu idare işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Danıştay Onikinci Dairesi' nin 12.06.2013 günlü, E:2009/8346,
K:2013/5103 sayılı kararının bozulmasına, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.10.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onikinci Dairesince verilen 12.06.2013 günlü, E:2009/8346, K2013/5103 sayılı kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz  www.
memurlar.net