29 Aralık 2016 Perşembe

AHİLİK FONU İLE ESNAFA İŞSİZLİK MAAŞI



Esnafa işsizlik maaşı bağlanmasını sağlayacak Ahilik Fonu, 2017’de devreye girecek. İflas eden veya dükkânını kapatan esnaf fondan yararlanacak. Esnafın dükkânı açıkken para yatıracağı fona devlet de katkıda bulunacak


Bakanlar Kurulu’nun önceki gün yapılan toplantısında üzerinde bir süredir çalışılan Ahilik Fonu ele alındı. 2017 yılında devreye girmesi planlanan düzenleme ile esnafa işsizlik fonu oluşturulacak. İflas eden veya dükkânını kapatmak zorunda kalan esnaf, ekonomik durumunu düzeltip yeni bir işyeri açana kadar belli bir süre bu fondan yararlanabilecek. Devlet, işsizlik fonunda olduğu gibi bu fona da belli bir oranda katkı sağlayacak. Başbakan Binali Yıldırım başkanlığındaki bakanlar kurulunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Ahilik Fonu ile ilgili bir sunum yaptı. Sunumun ardından fonun kurulmasıyla ilgili müzakere yapıldı. Ahilik Fonu’na nihai şekli henüz verilmedi.
İŞTE FONUN ANA HATLARI:
- İŞ KURDUĞUNDA KESİLECEK:
Fon ile esnaf ve sanatkârlara tasarruf artırıcı bir mekanizma kurulacak. Ekonomik nedenlerle işyerini kapatmak zorunda kalan esnaf ve sanatkâr, fondan faydalanabilecek. Yeniden iş kurduğunda fondan yapılan ödeme kesilecek.
- 2017’DE BAŞLAYACAK:
Gümrük ve Ticaret ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarının üzerinde çalıştığı proje 2017 yılında hayata geçirilecek.
- DEVLET KATKISI:
Altyapısı tamamlanan Ahilik Fonu, İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun (İŞKUR) işsizlik fonunun bir benzeri olacak. Esnafın, dükkânı açıkken para yatırdığı fona devlet de belli oranda katkı sağlayacak.
- SAĞLIK HİZMETİ:
Fon sayesinde işyerini kapatan esnaf ve sanatkârlar hem sağlık hizmetlerinden faydalanacak hem de işsizlik maaşı alabilecek.
- TOPLU ÖDEME:
Ahilik Fonu’na katkı sağlayan ancak ihtiyacı olmadığı için fondan destek almayan esnaf belli bir ödeme süresi ve yaş kriterlerini yerine getirdiği takdirde bu parayı toplu olarak alabilecek.
Kaynak : HaberTürk

26 Aralık 2016 Pazartesi

Memur ve Memur Emeklilerine Yılbaşında İlave Maaş Artışı Var mı?


Kamu görevlilerinin aylık ücretlerine 2016 ve 2017 yıllarında ne kadar artış yapılacağı ile kamu çalışanlarının hangilerinin maaşına ne kadar ilave artış yapılacağı, 2015 yılında imzalanan Toplu Sözleşmede karara bağlanmıştı.

Mevcut belirlemelere göre, kamu görevlilerinin ve memur emeklilerinin aylık ücretlerine yılbaşında ilave artış yapılmayacak.

Kamu görevlileri hakkında 2017 yılı Ocak ayına ilişkin belirleme

Toplu Sözleşme hükümlerine göre, Devlet memurlarının aylık ücretlerini hesaplanmasında kullanılan katsayılar 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak %3 oranında artacak.

Ayrıca, 2016 yılı Aralık ayı tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) 2016 yılı Haziran ayı endeksine göre altı aylık değişim oranının %5’den fazla çıkması halinde, fazla çıkan kısım kadar enflasyon farkı zammı yapılacak. Ancak, son 5 aylık enflasyon rakamlarına bakıldığında, Ocak ayında enflasyon zammı yapılacağına ihtimal vermemekteyiz.

Öte yandan, asgari ücretin 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak artması durumunda, artış miktarına bağlı olarak Asgari Geçim İndirimi tutarlarında da artış olacak ve bu artış kamu görevlilerinin net maaşlarında artışa neden olacaktır. Bekar ve çocuksuz bir çalışan için AGİ artışının 5-10 TL aralığında olması bekleniyor.

Buna göre, başka bir düzenleme yapılmaması durumunda, 2017 yılı ilk altı ayı için kamu görevlilerinin aylık ücretlerine 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak sadece %3 artış yapılacak ve Ocak ayı maaşlarına AGİ artışından kaynaklı fark yansıyacak.

Memur emeklileri hakkında 2017 Ocak ayına ilişkin belirleme

Memur emeklilerinin aylık maaşlarının hesaplanmasında kullanılan “aylık katsayısı” ve “taban aylık katsayısı”, 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak %3 oranında artacak. Bu artış, emekli maaşlarının da sadece %3 oranında artması anlamına geliyor.

Ayrıca, 2016 yılı Aralık ayı tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) 2016 yılı Haziran ayı endeksine göre altı aylık değişim oranının %5’den fazla çıkması halinde, katsayılara fazla çıkan kısım kadar enflasyon farkı zammı yapılacak. Ancak, son 5 aylık enflasyon rakamlarına bakıldığında, Ocak ayında enflasyon zammı yapılacağına ihtimal vermemekteyiz.

Buna göre, başka bir düzenleme yapılmaması durumunda, 2017 yılı ilk altı ayı için memur emeklilerinin maaşlarına 1 Ocak 2017 tarihinden geçerli olarak sadece %3 artış yapılacak.


KAYNAK www.memurunyer.com

25 Aralık 2016 Pazar

İşsizlik mi, iş beğenmemek mi?




İki akademisyen Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve Doç. Dr. Kezban Çelik bu sorunun yanıtı için hem genç işsizlerle hem de işverenlerle görüşerek bir araştırmaya imza attı. Araştırmada ortaya çıkan bulgulardan öne çıkanı, işverenlerin gençlerden fedakârlık istediği. Genç işsizler ise, eğitimli olmalarının ciddiye alınmasını ve düzenli çalışma saati arayışında. İşverenler için kişilik özellikleri diplomadan önce geliyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı bir diğer gerçek de, işverenlerin zihinsel emeğe olan taleplerinin azlığı.


•"Kardeşlerimiz Ankara'ya geldiler. Ne dediler biliyor musunuz? Vasıflı eleman arıyorum ama bulamıyorum. Çünkü beyefendiler hanımefendiler kolay kolay iş beğenmiyorlar.” (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 Mayıs 2015 Trabzon konuşmasından)

•“Bu ülkede işsizlik var diyen, bir adım öne çıksın. Türkiye'deki sorun işsizlik değil, mesleksizlik ve iş beğenmeme sorunudur” Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Genel Başkanı Erkan Güral -17 Ekim 2014)

•Gençlerimiz, işsizlerimiz iş beğenmiyor. Çalışmak isteyen de masa başında çalışmak istiyor. Ancak zenginleşmek için daha çok kazanmak için Türkiye’nin daha çok üretmeye ihtiyacı var. Üretmek için de sanayide çalışacak elemana ihtiyacımız var. Lütfen iş ayrımı yapmayın. Şu genç yaşınızda enerjinizi, vaktinizi boşa harcamayın. Önce kendiniz için sonra ülkemiz için çalışın" (TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu – 8 Mayıs 2014)

Son iki yıl içinde başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere iş dünyasının bazı yöneticilerinin işsizlik üzerine söyledikleri bu şekilde. Söylediklerinin özeti; “İşsizlik yok, iş beğenmemek var.”


ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve 19 Mayıs Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Kezban Çelik bu konuyu araştırdı. Araştırmanın tam adı; “İşsizlik Yok, İş Beğenmeme var!: Farklı Aktörlerin Gözünden Genç İşsizliği Nedenlerini Anlamak”.
İki akademisyen, “İşsizlik yok, iş beğenmemek var” cümlesinin doğruluğunu araştırmak için, hem işverenlerle hem de genç işsizlerle görüştü.
Araştırmada Samsun’da aralarında 120 işçi çalıştıran, ürettiğini ihraç eden fabrika sahibiyle de, 7-8 işçi çalıştıran işletme sahibi ile de görüşülmüş. Doç. Dr. Çelik, görüştükleri işverenlerin yüzde 90'ının KOBİ olduğunu, bunun da Türkiye ortalamasına denk geldiğini söylüyor. Genç işsiz tarafındaysa aralarında üniversite mezunlarının çoğunlukta olduğu 15-25 yaş aralığındaki 20 erkek ve 20 kadın işsizle derinlemesine mülakatlar yapılmış.
Araştırmayı gerçekleştiren isimlerden Doç. Dr. Kezban Çelik ile işverenler ve genç işsizlerle yaptıkları görüşmeden elde ettikleri sonuçları konuştuk.
“Eğitimli gençler daha işsiz”
Araştırmanızda ne öğrenmeyi hedeflemiştiniz?
Türkiye, 2000’li yılların başından bu yana her ülkenin tarihinde bir kere yaşayabileceği demografik geçişi yaşadı. Türkiye, bu demografik geçişini tamamladı, kentlileşti, eğitim oranları artmaya başladı. Büyük bir genç nüfusla karşı karşıya kaldı. Türkiye nüfusunun yüzde 16,4’ü, 15-24 yaş aralığında. Bu, Avrupa’nın en genç nüfusu demek. Eğer ülkeler, tarihlerinde bir kere yaşadıkları bu demografiyi iyi kullanabilirlerse, yani genç nüfusu üretken kılabilirlerse, ülke kalkınması için büyük bir fayda sağlayabilirler. Eğer bu fırsatı değerlendiremezseniz, bu kez bu nüfus sıkıntı olarak karşınıza çıkıyor. Bu nedenle genç işsizlik konusu, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de önemli bir konu. Türkiye’de iş piyasasında şöyle bir genel söylem var; “Gençler iş beğenmiyorlar, rahat iş tercih ediyorlar, masa başı iş istiyorlar.” Bunun kısmen gerçeklik payı var. İşsizliğe baktığımızda, eğitimli gençlerin daha fazla işsiz olduğunu görüyoruz. Ancak genç işsizliğin bu kadar yüksek olmasını, sadece gençlerin iş beğenmemesi ile açıklayamayız diye düşündük ve araştırmaya karar verdik. Burada sadece gençlerin bakış açısına bakmayalım; İşverenler ne düşünüyor, "Gençler iş beğenmiyor?" söylemi nasıl üretildi, bunun nedenlerine bakalım dedik.
İşveren: “Hemen ücret sorulmamalı, sebatkâr olunmalı”
Önce işveren cephesine bakarsak, işverenler nasıl bir genç çalışan istiyor?


İşverenler diyor ki; “Burada işin nasıl yapıldığını ben biliyorum, bu işi ben kurdum, yapabileceğimin sınırlarını da biliyorum. Benim istediğim çalışan, buranın belirlenmiş işinde, benimle birlikte, benim kadar, hatta benden daha fazla çalışmalı, sorumlu olmalı, hemen ilk planda ücret sormamalı, sebatkâr olmalı. Ben ne yaptım, düşük ücretle çalıştım, işi öğrendim, para mara demedim. Onlar da gelecekler kaç lira demeyecekler, hafta sonu demeyecekler.”
İşverenler çalışanların haklarını değil sorumluluklarını önceliyor, hatırlatıyor. “Hak ettiğine inanırsam, veririm zaten” diyor. İşverenler gençlerden ilk planda fedakâr olmalarını istiyor.


Bu taleplere gençlerin yaklaşımı nasıl?
Gençler bu talepleri, sessiz olma, modern köle olma, çok çalışma gibi tanımlıyorlar. Gençler, eğitimlerine uygun iş arıyorlar. Çünkü onlara, Türkiye’de toplumsal katmanları yukarıya doğru tırmanmanın kabul edilmiş birinci yolu olarak “Okuyun” denmiş. Yukarı tırmanmak için eğitimden başka yol yok. Onlar da aldıkları eğitime uygun işler istiyorlar.

   
Bu eğitimli olma hali, diploma işverenler için önem taşımıyor mu?
Hizmet sektörü işverenleri, "Tabii ki üniversiteli ile çalışmak isterim, ama illâ ki üniversiteli olsun diye bir talebim yok” diyor. “Hatta üniversite mezunu çok istemiyorum, çünkü gözü dışarıda oluyor, kolayca gidiyor” yaklaşımı da var. “Ben burayı benimseyecek, bu işyerini fırsat olarak görecek insanlarla çalışmak istiyorum” diyor. İşverenler, çok fazla zihinsel emek talep etmiyorlar. Bunun dışında mütevazı, çalışmaya hazır, çabuk yorulmayacak, işi öğrenmek isteyecek, gerektiğinde fazla mesai çalışması yapabilecek, güler yüzlü, iyi niyetli, güvenilir, sorumluluk sahibi çalışan arıyorlar. Özellikle hizmet sektöründe işverenler eğitim, diploma üzerinden değil kişilik özellikleri üzerinden çalışan tanımlaması yapıyor. Bizim duygusal emek dediğimiz, “Her zaman müşteri haklıdır” diyen, gülümseyen çalışan arıyorlar. Bunlar birinci derece arananlar. Bunlardan sonra, “Diplomaları, sertifikaları olursa iyi olur” diyorlar. Talepleri zihinsel emeğe değil, duygusal emeğe.
“Gençler yaratıcı, enerjik, yeniliklere açık olma özelliklerini kullanmak istiyorlar”


Eğitimli yani üniversite mezunları genç işsizlerin aradıkları ne?
Gençler, eğitimlerine uygun iş istiyorlar. “Ben ilkokuldan bu yana test çözerek geldim, uzun eğitim aldım, üniversiteye girdim, eğitimime uygun iş arıyorum, başka bir şey de bilmiyorum” diyorlar. Gençler eğitimleri dışındaki işlere de açıklar aslında, ama sözlerine genellikle “Bildiğiniz gibi değil” diye başlayıp “Çalışma saatleri çok uzun, günde 11-12 saat çalışıyorsunuz, asgari ücret bile iyi ücret sayılıyor, bazen onu da vermiyorlar, haftanın 6 günü çalışmamız isteniyor. Hatta tek izin gününü hafta içi  kullandırma eğilimi var” diyorlar. Gençler, eğitimlerine, diplomalarına uygun, daha masa başı, daha zihinsel becerilerini kullanabilecekleri işler talep ediyorlar. Daha aşağıya da gelmeye razılar ama çalışma koşullarının düzeltilmesi ile razılar. Öncelikle eğitimlilik hallerinin tanınmasını istiyorlar. Bu kadar kıymetsiz hale getirilmesine içerliyorlar. Çalışma dünyasına baktığımızda da bunu talep edecek sınırlı bir çalışma dünyası var. Gençler yaratıcı, enerjik, yeniliklere açık olma özelliklerini kullanmak istiyorlar ama bunu nerede kullanacaklarını bilmiyorlar. İşverenler, onların bu söylemleriyle aynı fikirde değil. İşveren onlara, "12-13 saat çalışır mısın? Bunu 1000 TL’ye yapar mısın?" diye soruyor.
Gençlerin hepsi kesinlikle KPSS’ye (Kamu Personeli Seçme Sınavı) hazırlanıyor. Onların istedikleri işe karşılık gelecek iş, devlet işi. Neden devlet işi? Parası, saygınlığı değil. Bunlar da önemli ancak daha fazla düzenli bir yaşam planlaması için istiyorlar. Geleceği öngörülebilir, resmi tatilleri var, az çok da alacağın belli. Gençler sadece rahat iş istemiyorlar, istikrarlı bir iş istiyorlar. Gençlik dönemlerini artık sonlandırmak, kendi hayatlarını kurmak istiyorlar. Babalarından dolmuş parası istemekten incindiklerini söylüyorlar. Aile desteğinin inciticiliğini yaşıyorlar.
“Stratejik bir karar vermek gerekiyor”
Bütün bu tablo bize ne söylüyor? Bilim insanı gözünden baktığınızda çözüm, çıkış nerede? Genç işsizler ve işverenlere arsındaki bu farklı yaklaşımlar, nerede, nasıl birleşir?
Türkiye iş piyasasının genel dinamiğini dikkate almadan eğitimli genç işsizliği analiz edebilmemiz çok kolay gözükmüyor. Bizim nasıl bir iş piyasamız var, neler üretiyoruz, bunun içerisinde bizim zihinsel emeğe ne kadar ihtiyacımız var? Bu soruların cevaplarını iyi vermemiz gerekiyor. Yoksa da yoktur.


Diplomalı insana ihtiyaç duyan, yaratıcılığa, inovasyona dayalı üretim yapan ne kadar işverenimiz var? Bunu bilmemiz gerekiyor. 8-10 kişi çalıştırıp, bu küresel dünyada kendini ayakta tutmaya çalışan bir işverenin üzerine yıkamayacağımız kadar önemli bir konu bu. Bu işletmelerin büyümeleri gelişmeleri gerekiyor ve böyle bir kaynakları yok. Bu işletmeler yaratıcı, yenilikçi insana ihtiyaç duymuyorlar. Eğitimli gençler de aldıkları eğitimin kıymeti olsun istiyorlar. Hemen belirteyim bu diploma enflasyonu sadece Türkiye’nin sorunu değil. Bu kavramın üreticisi Fransa’dır. Küresel olarak diplomaların getirisi düşüyor. Şimdi burada stratejik bir karar vermek gerekiyor. Bir yumurta tavuk ilişkisi durumu var. Acaba önce gerçekten eğitime yatırım yapıp, eğitimli iş gücü ile bir kalkınma mı? Sorgulayan, eleştiren bir eğitim sürecinden geçireceğiz ki onlar böyle bir piyasa yapacaklar. Doğru olan da bu, ama buna çok inanmak ve bunun üzerine yatırım yapmak gerekiyor. Diğeri de iş piyasasını, işverenleri desteklemek, onları büyütmeye onları güçlü kılmaya, bu alanda rekabet edecek hale getirmek. Pompa üreten bir fabrikaya araştırma, geliştirme desteği verilirse o da diplomalı mühendis istihdam eder. İş piyasasını destekleyerek oranın, zihinsel emeğe olan gereksiniminin artırmak mı? Yoksa bütün enerjimizi eğitime vererek dünyayı algılayan eğitimli iş gücü üretmek mi?


Sorunumuz fazla sayıda diploma olması ama iş dünyasının da bu kadar diplomalıya ihtiyacı yok. Ben böyle diye eğitimden vazgeçilmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Bütün kalkınma göstergelerimiz eğitimle birlikte artıyor. Burası da ihmal edilmemeli. "Bizim bu kadar eğitimli iş gücüne ihtiyacımız yok, o zaman üniversiteleri azaltalım" bakışı da yanlış.


İki taraf da yapısal bir meseleyi bireysel açıklamalarla çözmeye çalışıyorlar. Bütün bunları, ne sadece gençlerin iş beğenmemesi ile ne de işverenlerin muazzam artmış beklentileri ile açıklayabiliriz. İki tarafın gerekçeleri de bireysel durum pozisyonlarını koydukları yer de yapısal aslında. İşveren diyor ki; “Bütün bu dünyanın içinde, ben ancak bu kadar yapabiliyorum onun için böylesine ihtiyacım var.” Genç de diyor ki; “Ben de böyle yapmak, böyle yaşamak istiyorum.” İki taraf da kendi pozisyonlarını gerekçelendirirken haklı ama suçlamada iki taraf da kolaycılığa kaçıyor. Genç, işvereni suçladığında buradan bir pay alamıyor, işveren de genci suçladığında buradan bir şey elde edemiyor.

İrfan Bozan-aljezeera

13 Aralık 2016 Salı

İŞÇİ ALIMINDA İKAMETGAH ŞARTI KALDIRILDI

İşçi alımlarında, ikametgah zorunluluğunu iptal eden Danıştay kararının detayı belli oldu.
Danıştay İDDK, bu şekildeki bir düzenlemeyi, çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olduğu için iptal etmiş.

T.C. 
DANIŞTAY
İdari Dava Daireleri Kurulu

Esas No : 2013/4868 Karar No : 2015/3642
Özeti :Anayasa'nın 13'üncü maddesi uyarınca, çalışma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın ancak yasayla yapılabileceği dikkate alındığında; kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli ve geçici işçi ihtiyaçlarının öncelikle yerel düzeyde karşılanmasına ilişkin dava konusu yönetmelikte yer alan düzenlemeler ile bu düzenlemeler uyarınca davacının ikamet ettiği il haricinde başka bir il kapsamında verilen işçi alımı ilanına yapüğı başvurunun reddine ilişkin işlemin, ikamet edilen ilin sınırları dışında başka il ve ilçeler düzeyinde verilen iş ilanlarına başvuruya engel oluşturması nedeniyle, çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olduğu hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava; Konya Bölge İdare Mahkemesinde 657 sayılı Kanun'un 4/C maddesi kapsamında geçici personel olarak görev yapan davacımn, Muğla YEAŞ Yeniköy Elektrik Üretim Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğüne elektrik teknisyeni olarak dört kişilik işçi alımına ilişkin duyuru üzerine Türkiye İş Kurumu Muğla İl Müdürlüğüne yaptığı başvurunun, ikamet adresinin bu ilan için uygun bulunmaması nedeniyle kabul edilmemesine ilişkin 01.10.2009 günlü, 730642 sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olan 09.08.2009 günlü, 27314 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.09.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarına İşçi Aknmasmda Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in "Kurumdan İşçi Talebinde Bulunma" başlıklı 6. maddesi ile "İşçi Talebinin İlanı ve İş Başvurusu" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Danıştay Onikinci Dairesi'nin 12.06.2013 günlü, E:2009/8346, K:2013/5103 sayılı kararıyla; kamu kurum ve kuruluşlarının işçi ihtiyaçlarının yerel düzeyde karşılanmasına öncelik verilmesinin, o bölgede yaşayan kişilerin öncelikle işe yerleştirilmesini ve işçinin yakın çevresinde bulunan bir işe yerleşme imkam bulunmakta iken, daha uzak yerlerde istihdam edilmesinin yaratacağı sıkıntıların önüne geçilmesini sağlayacak nitelikte olduğu, aksi uygulama yapılması halinde ikamet ettiği ilden ve ilçeden uzakta istihdam edilecek işçilerin, ilerleyen süreçte naklen atama, geçici görevlendirme gibi taleplerde bulunabileceği, bu durumun da hizmetin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini engelleyebileceği, yerel düzeyde taleplerin karşılanamaması halinde ulusal düzeyde ilana çıkılabileceği, davacımn ulusal düzeyde verilen ilana veya ikamet ettiği ilde verilen işçi alımı ilanlarına başvuruda bulunabileceği de dikkate alındığında, söz konusu düzenlemelerin eşitlik ilkesini ihlal edici bir yönünün de bulunmadığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ve bu hükümler dayanak alınarak davacının ikamet ettiği il haricinde başka bir il kapsamında verilen işçi alımı ilanına yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, anılan karann temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Dava konusu 09.08.2009 günlü, 27314 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.09.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren "Kamu Kurum ve Kuruluşlarına İşçi Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" in 6'ncı maddesinde; "(1) Kamu kurum ve kuruluşları işçi ihtiyaçlarım, iş kolu, meslek pozisyonu, öğrenim, iş tecrübesi, ücret, sosyal yardımlar gibi ayrıntılarla yazılı veya elektronik ortamda işçinin çalıştırılacağı işyerinin bulunduğu yerdeki Kurum il veya şube müdürlüğünden talep etmek ve 8'inci madde hükümleri saklı kalmak üzere Kurum il veya şube müdürlüğü tarafından gönderilenler arasından karşılamak zorundadır.
(2) Kurum il veya şube müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonucunda uygun olmadığına karar verilen talepler, noksanlıkları giderilmek veya düzeltilmek üzere iade edilir.
(3) Kamu kurum ve kuruluşları sürekli işçi taleplerini il düzeyinde, geçici işçi taleplerini ise il veya ilçe düzeyinde verirler.
(4) Ancak, 2'nci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendi saklı kalmak kaydıyla, sürekli işçi olarak istihdam edilecek müfettiş, kontrolör, denetmen, denetçi ve uzmanların yardımcı ve stajyerleri ile mühendis, aktüer ve hukuk müşaviri talepleri, işçinin istihdam edileceği ilin potansiyeli göz önünde bulundurularak, ulusal düzeyde de verilebilir.
(5) Kamu kurum ve kuruluşlarının il düzeyinde verilen sürekli veya geçici işçi taleplerinin karşılanamaması halinde ulusal düzeyde; ilçe düzeyinde verilen geçici işçi taleplerinin karşılanamaması halinde, önce il düzeyinde sonra ulusal düzeyde karşılanması yoluna gidilir" kuralına, 9. maddesinin 2. fıkrasında ise; "Talebin ilanından itibaren, adaylara en az on günlük başvuru süresi tanınır. Kamu kurum ve kuruluşlarının işgücü taleplerine yapılan başvurularda kişilerin Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminde kayıtlı olan adresleri dikkate alınır" kuralına yer verilerek; kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli ve geçici işçi ihtiyaçlarının öncelikle yerel düzeyde karşılanması yolunda düzenleme yapılmıştır.
Anayasa'nın "Çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlıklı 48. maddesinde, "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir..." denilmek suretiyle çalışma özgürlüğü güvenceye bağlanmıştır. Çalışma özgürlüğü, kişinin çalışıp çalışmama, çalışacağı işi ve yeri seçme ve çalıştığı işten ayrılma özgürlüğünü kapsamaktadır.
Anayasa'nın 48'inci maddesinde, çalışma özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.
Anayasa Mahkemesi kararlarında, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu; ayrıca, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile Devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda, bu hakkın Anayasa'da düzenlenen diğer hak ve özgürlükler veya Devlete yüklenen ödevlerle çatışması durumunda da sınırlandırılabilmesi mümkündür. Bununla birlikte Anayasa'nın 13'üncü maddesi uyarınca çalışma hakkına yönelik sınırlamalar ancak yasayla yapılabilir.
Olayda ise, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin, davacının ikamet ettiği ilin sınırları dışında başka il ve ilçeler düzeyinde verilen iş ilanlarına başvurusuna engel teşkil ettiği, bu kapsamda anılan hükümlerin davacının çalışma özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ve bu hükümlere dayanılarak tesis edilen dava konusu idare işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Danıştay Onikinci Dairesi' nin 12.06.2013 günlü, E:2009/8346,
K:2013/5103 sayılı kararının bozulmasına, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.10.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onikinci Dairesince verilen 12.06.2013 günlü, E:2009/8346, K2013/5103 sayılı kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz  www.
memurlar.net

14 Ekim 2016 Cuma

Çalışma Hayatında Yeni Dönem: Kiralık İşçi


Kamuoyunda ‘kiralık çi yasası’ olarak adlandırılan düzenleme yürürlüğe girdi.


  Kurumu'nun (İŞKUR) Özel İstihdam Büroları Yönetmeliği'ni yayımlamasıyla, çalışma hayatında işçi kiralama dönemi başladı. Çalışma hayatında köklü değişiklik yapacak yeni düzenlemeye göre, artık işyerlerinde toplam çalışan sayısının yüzde 25'ine kadar geçici işçi çalıştırılabilecek.
Sürekli çalışan işçi sayısı 10 veya daha az kişi olan işyerleri ise 5 işçiye kadar geçici işçi istihdam edebilecek. Bir işçisi olan işveren de 10 işçisi olan işveren de 5 geçici işçi çalıştırma hakkına sahip olacak. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, 'de Temmuz ayı itibarıyla 1 milyon 712 bin işyeri bulunuyor.
Bunlardan 1 milyon 468 bin işyerinde 9 veya daha az kişi çalışıyor. Türkiye genelindeki 14 milyon 67 bin işçinin 3 milyon 958 bini 9 veya daha az işçisi bulunan işyerlerinde çalışıyor.
Sayıları 1.5 milyona ulaşan küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ), sürekli işçi çalıştırarak yılın 12 ayı personel ücreti ödemek yerine sadece işlerinin yoğun olduğu dönemlerde geçici işçi çalıştırabilecek. Bu, KOBİ'lere kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi yükümlülüklere katlanmadan işçi çalıştırma olanağı sağlayacak.
İşçi sayısı 10 ve altındaki işyerlerinin her biri 5 geçici işçi çalıştırma olanağına sahip olacağından, KOBİ'ler sürekli çalıştırmak zorunda oldukları işçilerin bir kısmını atıp 7.5 milyon kişiye kadar geçici işçi çalıştırabilecek.
Yasaya göre, geçici işçi çalıştırma konusunda her ne kadar doğum ve analık izni ile askerlikve mevsimlik işçilik gibi sınırlamalar varmış gibi görünüyorsa da "işletmenin ortalama mal ve hizmet üretim kapasitesinin geçici iş ilişkisi kurulmasını gerektirecek ölçüde 'öngörülemeyen' şekilde artması halinde" de geçici işçi çalıştırılabilecek.
"Öngörülemeyen" ifadesinin, tüm KOBİ'lerin diledikleri zaman geçici işçi çalıştırmalarına olanak sağlayacağı belirtiliyor.
 
İŞTEN ÇIKARAN 6 AY SONRA İŞÇİ ALABİLECEK
Bir işveren sürekli çalışan işçisini işten çıkardıktan 6 ay sonra geçici işçi işe alabilecek. Daha erken bir tarihte kiralık işçi alması söz konusu olamayacak.
 
ÜCRETİNDEN GEÇİCİ İŞÇİ ÇALIŞTIRANLAR DA SORUMLU
Geçici işçiler ücretlerini, kendilerini geçici olarak çalıştıran işverenlerden değil, özel istihdam bürosundan alacak. Ancak, geçici işçi çalıştıran işveren, işçinin ücretinin ödenip ödenmediğini her ay kontrol edecek. Ücret ödenmemişse, özel istihdam bürosunun alacağından mahsup etmek suretiyle işçinin parasını doğrudan banka hesabına yatırabilecek.
İşyerinde asıl işçilere tanınan yemek, ulaşım, kreş gibi hizmetlerden geçici işçiler de yararlanacak. Geçici işçiler, çalışmadıkları dönemde ise özel istihdam bürosundaki eğitim ve çocuk bakım hizmetlerinden faydalanacak. Geçici işçi çalıştıran işveren, işyerine eleman alacaksa bu durumu geçici işçisine bildirmek zorunda olacak.
Geçici işçiler, özel istihdam bürosundan talep oldukça bir işte çalışabilecek. Örneğin A firmasında 6 ay çalışan bir işçinin yeniden bir işte çalışabilmesi için başka bir firmadan geçici işçi talebi olması gerekecek. Talep gelinceye kadar bekleyecek.
Yönetmeliğe göre, geçici işçi ile özel istihdam bürosu arasında yapılacak iş sözleşmesinde, işçinin ne kadar sürede işe çağrılmaması durumunda sözleşmeyi "haklı nedenle" feshedebileceği belirtilecek. Belirlenecek süre 3 ayı geçemeyecek.
Bu durumda, eğer işçi özel istihdam bürosuna bağlı olarak en az 1 yıl çalışmışsa, kıdem tazminatı alabilecek.
Fakat özel istihdam bürosu işçi ile imzalayacağı sözleşmeyi sadece geçici işçi talebi olan dönemle sınırlı tutarsa, işçinin kıdem tazminatı hakkı doğmayacak. Yönetmelikte, bu konuda engelleyici bir hüküm bulunmuyor.
 
DOĞUM İZNİ VE ASKERLİK BİTENE KADAR
Geçici işçiler, doğum ve analık iznine çıkan kadın ile askere gidenler işe dönene kadar çalışabilecek. Mevsimlik tarım ve ev hizmetlerinde çalışanda süre şartı aranmayacak.
 
TOPLU İŞÇİ ÇIKARANA 8 AY GEÇİCİ İŞÇİ YASAĞI
Sürekli işçilerini topluca işten çıkaran işverenler, 8 ay geçmedikçe geçici işçi çalıştıramayacak. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşları ile yer altı maden işlerinde geçici işçi çalıştırmak yasak olacak.
Grev ve lokavt uygulanan işyerlerinde de işyeri güvenliği gibi nedenler hariç geçici işçi çalıştırılamayacak.
 
ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA ÜCRET DAYATANA GEÇERSİZ
Özel istihdam büroları geçici işçilere sözleşme dayatamayacak. İşçinin sigortasız çalıştırılması, sendikaya üye olması veya olmaması ya da asgari ücretin altında ücret ödenmesini öngören sözleşmeler geçersiz sayılacak.
Bir işverenin veya iş arayanın diğer özel istihdam bürolarından hizmet almasını yasaklayan sözleşmeler de geçersiz kabul edilecek.
 
ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARINA ÜCRET KISITLAMASI
Özel istihdam büroları işe yerleştirdiği kişilerden ve geçici işçilerden herhangi bir "hizmet bedeli" alamayacak. Fakat profesyonel sporcu, teknik direktör, antrenör, manken, fotomodel ve sanatçılar ile genel müdür veya bu göreve eş ya da daha üst yönetici pozisyonlarında işe yerleştirilen kişilerden ücret alabilecekler.
 
GEÇİCİ İŞÇİNİN PATRONU ARTIK BÜRO
Özel istihdam bürosu, geçici işçi ile "iş sözleşmesi", geçici işçi çalıştıran işverenle de "geçici işçi sağlama sözleşmesi" imzalayacak. İşçi, geçici çalıştıracak işverenle sözleşme imzalamayacak.
Patronu, özel istihdam bürosu olacak. Sözleşmeye, işçinin, geçici çalıştığı işveren veya farklı bir işverenin işyerinde çalışmasını engelleyen hüküm konulamayacak. (Habertürk)

3 Ekim 2016 Pazartesi

Memura not sisteminin detayları belli oldu


Memurun terfi ve yer değiştirmesi amirinin, yakın çalışma arkadaşının ve hizmet alan vatandaşın verdiği puan ile yapılacak
Memurların terfi ve yer değiştirmelerinde A, B, C ve D notlarından oluşan yeni sistem uygulamaya sokuluyor. ‘Kamu Personelinin Başarılarının Değerlendirilmesine İlişkin Genel Yönetmelik Taslağı’nda uygulamaya geçirilmesi düşünülen sisteme göre, kamuda çalışan 3.1 milyon kadrolu ve sözleşmeli memur, ‘yönetici’ ve ‘diğer personel’ olarak ikiye ayrılacak.
 
DÖRT NOTLU SİSTEM
Star gazetesinde yer alan habere göre, altı aylık ile bir yıllık yapılacak değerlendirmelerde, her bir personele ilişkin ‘Başarı Değerlendirme Formu’ doldurulacak. Kamu kurum ve kuruluşlarında başarı düzeyi A düzeyi (90-100 puan), B düzeyi (76-89 puan), C düzeyi (60-75 puan), D düzeyi ise (0-59) olarak kabul edilecek. ‘D’ notu alan başarısız kabul edilecek.
 
‘A’ VE ‘B’ YÜKSELTECEK
Birbirini takip eden üç başarı değerlendirmesinde A ve B üzerinde puan alınması, memurların görevde yükselmeleri, görevleriyle ilgili kişisel gelişimlerinin desteklenmesi, yer değiştirme, yurt dışı görevlendirmeleri ve insan kaynakları planlamalarında etkili olacak. Sözleşmeli personelden başarı puanı A, B ve C düzeyinde olanlara da, başarı ücreti ödenecek.
C ve D düzeyinde başarı puanı alan memurun eksikliklerinin tespit edildiği alanlarda amir ile personel arasında görüşme yapılarak gelişim planlarının hazırlanması ve uygulanması da zorunlu olacak. Üç başarı değerlendirme döneminin ikisinde başarı puanı D düzeyinde olursa, görev veya görev yeri değişikliği gibi tedbirler alacak.
 
KÖTÜ NİYETLİ NOTA CEZA
Memurların başarı hesabında kullanılacak puanların yüzdelik ağırlıklarının belirlenmesinde hedef, görev, yetkinlik ve vatandaş memnuniyeti esas alınacak.Vatandaşın puanı yüzde 5 etkili olacak. Meslekte yetkinliğin oranı yönetici ve diğer personelde değişmek üzere yüzde 90’a kadar çıkabilecek. Garez ya da gerçeğe aykırı değerlendirme yaptıkları anlaşılan değerlendiriciler de cezai yaptırımla karşı karşıya kalacak. Vatandaş memnuniyeti personeli değil kurumun başarısı olacak ve yöneticinin başarısını belirleyecek. Değerlendirme döneminde birden fazla amirle çalışan memur için de son çalıştığı amirinin değerlendirmesi dikkate alınacak. Devlet Personel Başkanlığı kurum ve kuruluşların sonuçlarını takip edecek.
 
 
hurriyet.com

21 Eylül 2016 Çarşamba

SGK’da; “Toplu işe giriş ve işten çıkış bildirimi”

 
Sosyal güvenlikte, çalışmaya başlayanların SGK’na bildirilmesi gerekmektedir. İstisnalar hariç, sigortalı işe giriş bildirgesinin bir gün önceden ve işten ayrılış bildirgesinin de 10 gün içinde internetten yapılması gerekmektedir.
İşverenler, sigortalı işe giriş ve işten ayrılış bildirgesini “e-sgk” uygulaması içinde yer alan “İşveren-Sigortalı İşe Giriş ve İşten Çıkış Bildirgeleri (4/a)” menüsü aracılığıyla her bir işe giriş ve işten ayrılış bildirgesi için tek giriş yaparak Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) göndermektedirler.
Birden fazla sigortalı çalıştıran işverenler için işe giriş ve işten ayrılış bildirgesinin toplu olarak alınmasına yönelik olarak “İşveren-Sigortalı İşe Giriş ve İşten Çıkış Bildirgeleri (4/a)” programına “Toplu işe giriş ve ayrılış bildirge girişi” menüsü ilave edilmiştir.
Özellikle çok sayıda işçi giriş-çıkışı olan büyük işyerleri ile bir başka SGK dosyasına nakillerde işçi giriş ve çıkışının tek tek yapılması büyük emek ve zaman kaybına neden oluyordu. İşte yapılan düzenleme ile bu sorunların çözümünde önemli bir değişiklik yapılmış oldu.
Toplu kayıt giriş programlarında yasal süresi dışında verilen işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri alınmamakta olup bu kayıtların tek giriş yapılarak girilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, toplu işe giriş bildirgesi ile yapılacak girişlerde; emekli olup kamu işyerlerinde (4/a) kapsamında çalışmaya başlayanların 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi kapsamında emekli aylığı kesileceği bilgisi verilmektedir. Bu maddenin istisnasına giren sigortalıların bilgi ve belgelerinin ilgili kamu kurumlarınca yazı ile bildirilmesi gerekmekte olduğundan bu gibi durumlarda işe giriş bildirgesinin yasal süresi içinde kâğıt ortamında SGK’ya gönderilmesi halinde idari para cezası uygulanmayacaktır.
İşten ayrılış bildirgesinin toplu olarak alınmasında sigortalının o işyerinden işe giriş bildirgesi verilip verilmediği hususları program tarafından kontrol edilmektedir.
İşe giriş ve işten ayrılış bildirgesinin toplu olarak program tarafından alınmadığı kayıtlar hâlihazırda tek kayıt olarak girilebilecek daha sonra tek kayıt girişi programlarına da kontroller konulacaktır.
(4/a) sigortalısı çalıştıran işverenlerin farklı programlar kullanmaları nedeniyle oluşacak sistemsel hatalardan SGK’nın herhangi bir sorumluluğu bulunmamakta olup, sigortalılara ilişkin toplu işe giriş ve işten ayrılış işlemlerini “Toplu işe giriş ve ayrılış bildirge girişi” menüsü aracılığıyla yapmaları gerekmektedir.
SGK tarafından “e-sgk” uygulamasına eklenen “Toplu işe giriş ve ayrılış bildirge girişi”, 4857 Sayılı Kanunun 29. Maddesinde dayanarak yapılan toplu işten çıkarma için yapılması gereken bildirim yükümlülüğünü yerine geçmemektedir. Önemle belirtmek gerekir ki; Toplu işten çıkarma yapılmadan önce bu durumun en az OTUZ GÜN önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine, Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü ve Türkiye İş Kurumu’na bildirilme zorunluluğu devam etmektedir.
 
 
İbrahim IŞIKLI / dunya.com

İşgücü Maliyetlerindeki Değişim


 
Türkiye İstatistik Kurumu, 6 Eylül 2016 günü işgücü maliyetleriyle ilgili verileri yayınladı. Verilerde saatlik işgücü maliyetlerindeki değişimin sektörel bazda dağılımı var.

Söz konusu veriler yıllık ve çeyrek dönemde saatlik işgücündeki değişimi bize analitik bir şekilde gösteriyor. Bu veri maliyetlerdeki değişimi gösterdiğinden çok önemli. Firmalar kendi maliyetleriyle bu oranları karşılaştırarak nispi olarak genel piyasaya göre daha zayıflayıp zayıflamadıklarını, rekabet güçlerindeki değişimi görebilirler.

YILLIK YÜZDE 20.5 ARTIŞ

Verilere göre; toplam saatlik işgücü maliyet endeksi 2016 yılı ikinci çeyreğinde birinci çeyreğe göre yüzde 2.1 yükselmiştir. Detaya baktığımızda sanayi sektöründe yüzde 3.3, inşaat sektöründe yüzde 3.9 ve hizmet sektöründe yüzde 1.1 oranında artışlar söz konusu.

Yıllık bazda baktığımızda ise toplam artışın yüzde 20.5 olduğunu görüyoruz. Sektörel detaya bakarsak; sanayi sektöründe yüzde 19.2,inşaat sektöründe yüzde 24.7 ve hizmet sektöründe yüzde 21 maliyet artışları söz konusu.

İşgücü maliyetlerindeki değişim, görüldüğü üzere enflasyonun çok üzerinde olduğu için bize göre olumlu değil. Bu durum enflasyonu yukarı yönde itici bir faktör olarak karşımıza çıkacaktır.

SAATLİK KAZANÇ ENDEKSİ

Burada önemli olan nokta saatlik işgücü maliyet endeksinin artışının saatlik kazançtaki değişimin üzerinde olmamasıdır. Aksi halde firma kârlılığı oransal olarak düşer.

Saatlik kazanç endeksine baktığımızda toplam kazancın ilk çeyreğe göre yüzde 1.9 arttığını görüyoruz. Sektörel bazda değişim çok farklı oranlarda. Sanayide yüzde 3.3, inşaatta yüzde 5.2 ve hizmet sektöründe yüzde 0.8 değişim olduğunu görüyoruz. Yıllık bazda değişim ise toplam yüzde 20.5, sanayide yüzde 19.4, inşaatta yüzde 24.9 ve hizmette yüzde 20.9 olarak gerçekleşmiştir.

Görüldüğü gibi maliyetlerdeki artış kadar bir kazanç artışı gözlemliyoruz. Dolayısıyla nette kârlılıkta pek de bir değişim yok. Aksine maliyetlerden kaynaklanan bir zorunlu fiyat artışı görüyoruz. Bu zorunlu artış bize çok önemli mesajlar veriyor.

  • Düşük kapasite kullanım oranının yanında maliyetlerdeki artış kadar kazanç artışı fiyatlarda bir artışın talepte kırılmaya yol açabildiği,
  • Fiyata aşırı hassas piyasada, talep zayıflığı nedeniyle maliyetlerdeki artışın dışında zam yapılamadığı
  • Piyasada canlılık konusunda sıkıntılar olabileceği anlamına geliyor.

Maliyetlerin üzerindeki fiyat artışı talepte canlanmayı bize göstereceğinden geleceğe yönelik beklentileri de kamçılayabilirdi. Ancak mevcut verilerden dolayı böyle bir sonuca varamıyoruz.

Son sözümüz; böyle ortamları fırsata çevirmek ciddi başarılar getirebilir. Sadece her birimin gerçekten verimli çalışmasını sağlayın yeter. Satın almadan pazarlamaya kadar…
 
 
Hikmet Baydar/itohaber.com

 

Hiçbir Asgari Ücretli 1300TL Altında Maaş Almayacak

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "Eylül ayından itibaren asgari ücretlilerin vergi kesintileri dolayısıyla alacakları net ücretler bin 230 liraya kadar düşüyor, 70 liralık bir kayıp oluşuyor. Hükümetin, önceki Bakan'ımızın verdiği söz, sözümüzdür. Hiçbir asgari ücretlimiz bin 300 liranın altında maaş almayacak. Onu bin 300 liraya tamamlayacak bütün tedbirleri Maliye ile görüşerek son şeklini bugün veya bu hafta veririz." dedi.
Müezzinoğlu, Bakanlık'taki makamında, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ı kabul etti.
Burada konuşan Atalay, 30 Aralık 2015'te asgari ücrette yapılan artışa işveren kesiminin imza atmadığını hatırlattı.
Bu asgari ücretin mükemmel olmamasına rağmen, ülkenin şartlarına göre uygun olduğunu ifade eden Atalay, bu ücretin, ekim ayından itibaren vergi kesintileri nedeniyle bin 230 liraya düşeceğini kaydetti. Atalay, "Biz, önümüzdeki aydan itibaren bin 300 liralık asgari ücretin net alınmasını arzu ediyoruz. Devletin, hükümetin bize verdiği söz var. Devletin sözü bizim için geçerli, yazıya da hiç gerek yok." diye konuştu.
Hükümetin 2016'da emeklilere seyyanen 100 lira zam verdiğini hatırlatan Atalay, bunun 2017'de emekli olacaklar için de geçerli olup olmadığını merak ettiklerini söyledi.
“SÖZÜMÜZ, SÖZDÜR”
Mehmet Müezzinoğlu da ziyareti dolayısıyla Atalay'a teşekkür ederek, şunları kaydetti:
"Eylül ayından itibaren asgari ücretlilerin vergi kesintileri dolayısıyla alacakları net ücretler bin 230 liraya kadar düşüyor, 70 liralık bir kayıp oluşuyor. Bunun telafisiyle ilgili zaten önceki Bakan'ımız, şimdiki İçişleri Bakanı'mız o gün imza atılırken 'bunun telafi edileceğine' dair söz de vermiş. Bu sözün arkasında Maliye Bakanı'mız da... Son iki gündür çalışma ekipleri çalışıyor. O sözün arkasında onlar da duracaklar. İnşallah bugün Bakanlar Kurulu'nda son şeklini vereceğiz. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; hükümetin, önceki Bakan'ımızın verdiği söz, sözümüzdür. Hiçbir asgari ücretlimiz bin 300 liranın altında maaş almayacak. Onu bin 300 liraya tamamlayacak bütün tedbirleri Maliye ile görüşerek son şeklini bugün veya bu hafta veririz. Asgari ücretlimiz bin 300 liranın altında bir maaşın muhatabı olmayacak."
Müezzinoğlu, emeklilerle ilgili konuyu da Başbakan Binali Yıldırım'a ve ilgili yerlere götüreceklerini, bununla ilgili gelişmeleri de gelecek günlerde paylaşacaklarını ifade etti.
Ergün Atalay da "Sayın Bakanım, son yıllarda çok hızlı aldığım en güzel cevaplardan bir tanesi. Kamuoyu, asgari ücretliler adına teşekkür ediyorum. Biz, bunu oldu gibi görüyoruz. Zannediyorum kamuoyu, asgari ücretli bundan mutlu, memnun olacaktır. İnşallah emeklimizi rahatlatacak bu 100 lira ile de promosyonla ilgili de güzel haber alacağımızı umut ediyorum." dedi.
Bunlarla ilgili de çalışmanın olduğunu belirten Bakan Müezzinoğlu, alın terinin kutsal olduğunu dile getirdi. Asgari ücretliyi daha mutlu edecek koşulların yakalanmasını umut ettiklerini vurgulayan Müezzinoğlu, burada, siyasi istikrarın ve bunun getirdiği ekonomik istikrarın önemli olduğunu söyledi.
"PROMOSYON KONUSUNUN GELDİĞİ BİR NOKTA VAR"
Konuşmaların ardından Müezzinoğlu, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. "Esnek çalışma modeliyle ilgili bir taslak hazırlanmıştı. Eşlerden ikisi de biri kamuda işçi, diğeri memur statüsünde çalışıyorsa, çocuk ilk okula başlayana kadar birisi yarım zamanlı çalışabilecekti. Bu taslak tamamlandı mı?" sorusuna Müezzinoğlu, "Önümüzdeki günlerde ben yönetmeliğin son sunumunu alacağım. Son bir değerlendirmeyi yaptıktan sonra ümit ediyorum ki bu ay sonuna kadar, bu yönetmeliği yayınlamış olacağız. Büyük oranda hazırlıklar tamamlandı." karşılığını verdi.
"Emeklilerin promosyon almasıyla ilgili çalışma ne durumda? OECD'nin anketine göre emeklilerin en yoksul olduğu ülkeler arasında Türkiye yüzde 18'le ortalarda yer aldı. Bu rakamı nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Müezzinoğlu, "Promosyon konusundaki çalışmalar, Sayın Süleyman Soylu Bakan'ımız döneminde bir noktaya taşınmış. Biz geldiğimizde, bayram geldi. Henüz o konuyu fiilen bir çalışma masamıza alıp da bir icraat sürecine önümüzdeki haftadan itibaren alacağız. Geldiği bir nokta var. Sayın Başbakan'ımıza da sunacağız. Bankaların bu anlamda bugüne kadar gider hanelerinde görünmeyen bir rakamı zarar gibi görüyor olmaları ve emekliye ödenen maaşların bankalardaki duruş süreleri bir ve iki gün." diye konuştu.
Emeklinin beklediği rakamı henüz yakalayamadıklarını ifade eden Müezzinoğlu, medyada bazı rakamların yer aldığını, emeklinin reel olmayan bir algıya taşınmaması gerektiğini söyledi. Müezzinoğlu, bunun kararını Başbakan Yıldırım'a bırakarak, daha iyi sonuç alabilecekleri bir süreci gelecek günlerde sonuçlandırmaya gayret edeceklerini dile getirdi.
Müezzinoğlu, emeklilerin OECD ortalamalarına ilişkin ise "Emekliler adına arzu ettiğimiz noktada daha idealini hepimiz istiyoruz. Bir gün Rabbim nasip ediyorsa biz de emekli olacağız ve hepimiz daha ideal koşulları arzu ediyoruz. Ülkenin realitelerini, ekonomik dinamiklerini de gözardı etmemek lazım. Ne yazık ki bizim bazı popülist politikalarımızın getirdiği sıkıntıları, hem ekonomimiz hem milletimiz ağır bedellerle ödedi. Emeklimizin bugünkü durumuna yansıyan tablolar oldu. Acaba OECD ortalamalarındaki emekli yaşına baktığımızda Türkiye kaçıncı sırada? Ona da bakmak lazım. OECD ortalaması ülkelerde emekli yaşında kanaatim odur ki Türkiye birinci sırada." dedi.
"HAK EDİLENİ VERME GAYRETİ İÇERİSİNDEYİZ"
OECD ülkelerinin hiçbirinde 65 yaş öncesi emekliliğin olmadığını hatırlatan Müezzinoğlu, Türkiye'de 39 yaştan itibaren emekli olma süreçlerinin devreye sokulduğu popülist dönemlerin olduğuna dikkati çekti.
Müezzinoğlu, emeklinin her geçen gün hayat standardını çok iyi noktaya taşıyacak süreçlerin planlanabileceğini belirterek, "AK Parti dönemine baktığımızda 2002-2016'ya, ekonomik anlamda en yüksek artışları emeklimize verdiğimizi emeklimiz de kamuoyu da biliyor, dünya da görüyor. Ekonomiyi büyütebildiğimiz, istikrarı sürdürebildiğimiz sürece daha iyisini daha hak edileni verme gayreti içerisinde olacağız." ifadelerini kullandı.
"Kıdem tazminatına" ilişkin bir soru üzerine Müezzinoğlu, bu konuyu taraflarla görüşmediğini, değerlendirmeyi gelecek günlerde yapacaklarını söyledi. CSGB.GOV.TR
 

Kıdem tazminatı sistemi değişiyor mu?


Çalışma Bakanlığı kıdem tazminatı sistemini işçi ve işverenlere sordu. 81 ilde, 1600 işçi ve 1000 işverenle görüşen bakanlık, işverenin yüzde 77.6’sının, işçinin ise yüzde 54.1’inin kıdem tazminatı sisteminden memnun olmadığı sonucuna ulaştı.
 

ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, kıdem tazminatı için yine yollara düştü. Hem işçi, hem de işverenlere kıdem tazminatını soran bakanlığın anketlerinden, iki kesimin de mevcut sistemden memnun olmadığı sonucu çıktı. Anketlere göre, işçilerin çoğunluğu, kendi inisiyatiflerinde olması durumunda kıdem tazminatlarını altın hesabında biriktirmek istiyor.
 
YÜZ YÜZE GÖRÜŞTÜLER
Bakanlığın 12 ilde yaklaşık bin 600 işçi ve 81 ilde bin işverenle düzenlediği anketler, yüz yüze görüşme metoduyla yapıldı. Bu kapsamda iki kesime de ilk olarak mevcut kıdem tazminatı sisteminden memnun olup olmadıkları soruldu. Bu soruya işçilerin yüzde 54.1’i, işverenlerin ise yüzde 77.6’sı “Memnun değilim” yanıtını verdi. Bakanlık yetkililerinin verdiği bilgiye göre, anketten çıkan diğer sonuçlar da şöyle oldu:
 
* Ankete katılan işçilerin yüzde 70.6’sı, işverenlerin ise yüzde 62.8’i kıdem tazminatında yeni bir düzenleme istediğini belirtti.
* İşçilerin yüzde 66.5’i kendi işten ayrıldığında, yüzde 35.7’si işveren tarafından işten çıkarıldığında kıdem tazminatını alamadığını belirtti.
* İşverenlerin yüzde 65.8’i son bir yılda kıdem tazminatı ödemesi yapmadığını belirtirken, yüzde 29.4’ü ise bir iki kişiye ödeme yapabildiğini ifade etti.
 
YÜZDE 96’SI DAVA AÇMADI
* Ankete katılan ve işten ayrıldıktan sonra tazminatını eksik ya da hiç alamayanların yüzde 96.3’ü işverenine dava açmadığını belirtti.
* “Neden dava açmadınız” sorusuna da, “Şikayet etmek istemedim, istifa ettiğim için bir şey alamayacağımı düşündüm, işveren tüm haklarımı aldığıma dair istifa dilekçesi imzalattı, sigortasız çalıştım” yanıtları verildi.
 
5 YIL SONRA ÇEKEBİLELİM
* Ankete katılan işçiler, yatırım aracını kendi seçebilecekleri bir sisteme sıcak yaklaştığını belirtti. İşçilerin yüzde 38.2’si altın, yüzde 26’sı döviz, yüzde 11.4’ü menkul kıymet, yüzde 9’u fon, tahvil, bono cinsinden, yüzde 2.9’u Türk lirası vadeli hesabında tazminatlarını değerlendirmek istediği yanıtını verdi.
 
* İşçilerin yüzde 43.5’i hesaplarında biriken kıdem tazminatını 5 yıl sonra çekmeyi isteyeceğini belirtti.
 
AYLIK ÖDEME SEÇENEĞİ ÖNE ÇIKTI
ANKETE katılan işçilerin yüzde 76’sı kıdem tazminatlarını aylık olarak takip edebilecekleri bir hesapta görmek istediklerini vurguladı. İşverenlerin yüzde 81.2’si mevcut durumda aylık veya yıllık olarak kıdem tazminatına karşılık ayırmadığı yanıtını verirken, yüzde 54.1’i aylık olarak kıdem tazminatı primi ödeyebileceğini belirtti.
 
 
HÜRRİYET